Ayza blog stili
Bazen bir insana değil, onun bir gün olabileceğine inandığımız kişiye aşık oluruz.
Bazı kadınlar bir ilişkiye başlar.
Bazıları ise farkında olmadan bir dönüşüm projesine…
Karşısındaki erkeğin sorumluluk almaktan kaçındığını görür. Duygularını ifade etmekte zorlandığını, ilişkide yeterince emek vermediğini, zaman zaman ilgisiz ya da tutarsız davrandığını fark eder.
Ama bütün bunların yanında başka bir şey daha görür: Potansiyelini.
Biraz daha sevildiğinde değişebilecek bir adam…
Doğru şekilde yaklaşıldığında duygularını açabilecek bir adam…
Yeterince sabredildiğinde olgunlaşabilecek bir adam…
Ve kadın, karşısındaki erkeğin bugün kim olduğundan çok, yarın kim olabileceğine bağlanmaya başlar.
Zamanla ilişki, iki insanın birbirini tanıdığı bir birliktelik olmaktan çıkar.
Birinin değişmesini beklediği, diğerinin ise çoğu zaman olduğu gibi kalmaya devam ettiği bir döngüye dönüşür.
Peki neden bazı kadınlar bir erkeği olduğu haliyle görmek yerine, onun içindeki ihtimali sevmeye devam eder?
Ve daha önemlisi…
Bir insanın potansiyeline aşık olmak, neden bazen kendimizden vazgeçmemize neden olur?
1. Bir İnsanı Sevmekle Onun Potansiyelini Sevmek Aynı Şey Değildir
Bir insanı sevmek, onun güçlü ve zayıf yanlarını görebilmeyi gerektirir. Onu tanımak, davranışlarını gözlemlemek, sözleriyle eylemleri arasındaki tutarlılığı değerlendirmek ve bütün bunların sonunda, o insanla gerçekten bir hayat paylaşmak isteyip istemediğine karar vermek…
Oysa potansiyele bağlandığımızda, değerlendirmemizi bugünün gerçekleri üzerinden değil, geleceğin ihtimalleri üzerinden yaparız.
"Şu an ilgisiz ama zamanla değişecek."
"Bağlanmaktan korkuyor ama benimle bunu aşacak."
"Aslında çok iyi bir insan, sadece sevgisini göstermeyi bilmiyor."
Bu cümleler bazen gerçekçi bir umudu ifade edebilir. İnsanlar elbette değişebilir, gelişebilir ve ilişkiler içinde olgunlaşabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir insanın değişebileceğine inanmak başka, değişeceğini varsayarak ilişkiyi sürdürmek başkadır.
Çünkü bir ilişki, gerçekleşmesi garanti olmayan bir geleceğin üzerine kurulamaz

2. Neden Bazı Kadınlar İlişkide Kurtarıcı Rolünü Üstlenir?
Psikolojide kurtarıcı rolü, kişinin başkalarının sorunlarını çözmeyi, onları iyileştirmeyi ya da değiştirmeyi kendi sorumluluğu gibi görmesiyle ilişkilendirilebilir.
Bu rol bazen çocuklukta öğrenilir.
Örneğin duygusal açıdan zorlanan bir ebeveyni sürekli mutlu etmeye çalışan bir çocuk düşünelim. Evdeki gerginliği azaltmaya çalışır.
Kimse üzülmesin diye kendi ihtiyaçlarını geri plana atar. Sevildiğini hissetmek için uyumlu, anlayışlı ve fedakâr olmaya özen gösterir.
Zamanla şöyle bir inanç geliştirebilir:"Ben yeterince çabalarsam her şey düzelir."
Yetişkinlikte bu inanç romantik ilişkilere de taşınabilir.
Kadın, karşısındaki erkeğin duygusal sorunlarını çözmeye, yaralarını sarmaya, sorumluluk almasını sağlamaya çalışır.
Ve çoğu zaman kendine şu soruyu sormayı unutur: "Peki bu ilişkide benim ihtiyaçlarımı kim görüyor?"
Elbette her kurtarıcı davranışın kökeni çocukluk değildir. Kişilik özellikleri, kültürel beklentiler ve önceki ilişki deneyimleri de bu eğilimi etkileyebilir.
Ancak sonuç çoğu zaman benzerdir: Sevgi, karşılıklı yaşanan bir duygu olmaktan çıkar; yerine getirilmesi gereken bir göreve dönüşür.
3. Sevgi Neden Bazen Bir Başarı Hikayesine Dönüşür?
Bazı insanlar için sevilmek, yalnızca yakınlık kurmak değildir. Aynı zamanda değerli olduklarının kanıtıdır.
Özellikle geçmişte sevgiyi kazanmak için çok çabalamış kişilerde şu düşünce gelişebilir: "Beni sevmekte zorlanan birine kendimi sevdirebilirsem, gerçekten değerli olduğumu hissedeceğim."
İşte bu noktada ilişki, farkında olmadan bir özdeğer sınavına dönüşebilir. Kadın yalnızca sevilmek istemez. Sevilmesi zor olduğunu düşündüğü bir insan tarafından seçilmek ister.
Çünkü o kişinin değişmesi, kendi sevgisinin gücünü kanıtlayacakmış gibi gelir.
"Kimseye göstermediği ilgiyi bana gösterecek."
"Kimse için değişmedi ama benim için değişecek."
Bu beklenti bazen aşkın önüne geçer ve kadın artık ilişkinin kendisine değil, sonunda kazanacağını düşündüğü duygusal zafere tutunmaya başlar.
Oysa birinin seni sevmesi, senin değerinin sınavı değildir.
Bir insanın duygusal kapasitesi, senin ne kadar sevilebilir olduğunu belirlemez.

4. Gelecekteki Adam, Bugünkü Adamdan Daha Çekici Geliyorsa…
İnsan zihninin dikkat çekici özelliklerinden biri, geleceğe ilişkin olumlu ihtimallere bağlanabilmesidir.
Psikolojide iyimserlik yanlılığı ve doğrulama yanlılığı gibi bilişsel eğilimler, bazı durumlarda ilişkinin gerçeklerini değerlendirme biçimimizi etkileyebilir.
Örneğin partnerin aylar boyunca ilgisiz davranmış olabilir. Ama bir akşam çok romantik bir jest yapar ve sen o tek akşamı, onun aslında nasıl biri olabileceğinin kanıtı olarak görürsün.
Geçmişteki onlarca tutarsız davranış geri planda kalırken, o güzel an zihninde büyür.
"İşte gerçek hâli bu."
"Demek ki isterse yapabiliyor."
"Biraz daha sabretmeliyim."
Oysa sağlıklı bir ilişkiyi değerlendirmek için yalnızca en güzel anlarına bakmak yeterli değildir.
Bir insanın kim olduğunu, en iyi davranışından çok, zaman içindeki davranış örüntüsü anlatır.
Bir akşam gösterilen ilgi kıymetlidir. Ama ilişkinin niteliğini belirleyen şey, o ilginin sürekliliği ve karşılıklılığıdır.
5. Arada Bir Gelen Sevgi, Neden Beklemeyi Kolaylaştırır?
Bu noktada davranış psikolojisinin önemli kavramlarından biri karşımıza çıkar: Aralıklı pekiştirme.
Bir davranışın ardından gelen olumlu sonuçlar düzensiz ve öngörülemez olduğunda, bazı koşullarda o davranışı sürdürme eğilimi güçlenebilir.
İlişkilerde de benzer bir döngü yaşanabilir.
Partnerin bazen çok ilgili, bazen tamamen uzak olabilir.
Tam vazgeçmeye karar verdiğinde bir mesaj gelir.
Bir özür…
Bir gelecek planı…
Uzun zamandır beklediğin bir yakınlık…
Ve umut yeniden canlanır.
"Demek ki değişiyor."
Fakat kısa bir süre sonra eski davranışlar geri dönebilir.
Böylece kişi, mevcut ilişkinin kendisine iyi gelip gelmediğini değerlendirmek yerine, bir sonraki güzel anı beklemeye başlayabilir.
Burada önemli olan şu: Her tutarsız ilişki travma bağı değildir. Ancak kontrol, istismar, korku ve belirgin güç dengesizliğinin eşlik ettiği ilişkilerde bu tür döngüler çok daha zarar verici olabilir.
Bazen insanı ilişkide tutan şey, yaşadığı mutluluk değil; yeniden yaşayabileceğine inandığı mutluluktur.

6. Kadın Neden Zamanla Sevgiliden Anneye, Terapiste ya da Öğretmene Dönüşür?
İlişkilerde duygusal emek doğaldır.
Birbirimizi anlamaya çalışırız.
Zor zamanlarda destek oluruz.
Hatalarımızı fark eder, birlikte gelişiriz.
Ancak bu emek sürekli tek taraflı olduğunda ilişkinin dengesi bozulabilir.
Bir taraf sürekli anlatır.
Diğeri anlamak zorunda kalır.
Bir taraf sorumluluktan kaçar.
Diğeri hatırlatır, düzenler, toparlar.
Bir taraf duygularını yönetmekte zorlanır.
Diğeri onun öfkesini, kırgınlığını ve uzaklaşmalarını yönetmeye çalışır.
Ve bir süre sonra kadın kendisini romantik bir ilişkinin içinde değil, yetişkin bir insanın gelişiminden sorumlu olduğu bir görevde bulabilir.
Bu durumun en yorucu tarafı, kadının kendi ihtiyaçlarının giderek görünmez hâle gelmesidir.
Çünkü bütün dikkat karşısındaki insanın neye ihtiyaç duyduğuna yönelmiştir.
Oysa sağlıklı bir ilişkide iki yetişkin vardır.
Birbirini destekleyen ama birbirinin hayatını yönetmek zorunda olmayan iki insan.
Sevgili olmak, bir insanın duygusal gelişiminin bütün sorumluluğunu üstlenmek değildir.

7. "Bunca Emek Verdikten Sonra Nasıl Vazgeçerim?"
İşte belki de ilişkinin en zor sorularından biri budur.
Yıllarını vermişsindir.
Sabretmişsindir.
Defalarca konuşmuşsundur.
Kendinden ödün vermişsindir.
Birlikte kurduğun hayaller vardır.
Ve ayrılmayı düşündüğünde zihninden şu cümle geçer: "Bunca emek boşa mı gidecek?"
Davranışsal ekonomide buna batık maliyet yanılgısı denir. İnsanlar bazen geçmişte harcadıkları zaman, emek ya da kaynaklar nedeniyle kendilerine artık iyi gelmeyen bir durumu sürdürmeye devam edebilir.
Oysa geçmişte verdiğin emek, gelecekte de aynı bedeli ödemen gerektiği anlamına gelmez.
Bir ilişkiye beş yıl vermiş olmak, mutsuzsan beş yıl daha vermeni gerektirmez.
Bazen en zor kabul edilen gerçek şudur: Bir ilişkiye çok emek vermiş olman, o ilişkinin sana iyi geldiğinin kanıtı değildir.
Ve vazgeçmek, her zaman başarısız olmak anlamına gelmez.
Bazen gerçeği kabul edebilecek kadar olgunlaşmaktır.
8. Peki İnsan Gerçekten Değişebilir mi?
Elbette değişebilir.
İnsan yaşamı boyunca öğrenebilir, gelişebilir ve davranışlarını dönüştürebilir. Psikoterapi, öz farkındalık, yaşam deneyimleri ve güvenli ilişkiler bu değişimi destekleyebilir. Ancak değişimin gerçekleşebilmesi için önemli bir koşul vardır: Kişinin değişimin sorumluluğunu kendisinin üstlenmesi.
Sen bir insana değişmesi için destek olabilirsin.
Ama onun yerine farkındalık geliştiremezsin.
Onun yerine sorumluluk alamazsın.
Onun yerine terapiye katılamazsın.
Onun yerine verdiği sözleri tutamazsın.
Gerçek değişim, yalnızca "Değişeceğim."
demekle değil, davranışların zaman içinde tutarlı biçimde farklılaşmasıyla görünür olur.
Bu nedenle bir ilişkide yalnızca niyete değil, eyleme de bakmak gerekir.
Çünkü sevgi değişime ilham verebilir.
Ama sevgi, tek başına başka bir insanı değiştirme güvencesi değildir.
9. Bir Erkeğin Potansiyelini Görürken Kendi Potansiyelini Unutmak
Belki de bütün bu hikayenin en düşündürücü tarafı burasıdır. Bir kadının yıllar boyunca bir erkeğin daha iyi bir insana dönüşmesi için gösterdiği çabayı düşün.
Onu anlamak için okuduğu kitapları, ilişkiyi kurtarmak için yaptığı konuşmaları, verdiği ikinci, üçüncü, dördüncü şansları…
Kendinden ödün verdiği zamanları…
Peki bütün bu emek kendi hayatına yönelseydi?
Kendi gelişimine…
Kendi hayallerine…
Kendi duygusal ihtiyaçlarına…
Kendi sınırlarını güçlendirmeye…
Kendi özdeğerini yeniden keşfetmeye…
Nasıl bir kadın olurdu?
Bu sorunun amacı geçmişte verdiğin sevgiden pişman olmanı sağlamak değil.
Yalnızca şunu fark ettirmek: Başka bir insanın olabileceği kişiye gösterdiğin inancı, kendinin olabileceği kadından esirgeme.
Çünkü senin de gelişmeye, değişmeye ve kendi potansiyelini gerçekleştirmeye hakkın var.
Üstelik bunu yapabilmek için bir başkasının değişmesini beklemek zorunda değilsin.

10. Onu mu Seviyorsun, Yoksa Onunla Kurduğun Geleceği mi?
Şimdi kendine birkaç soru sor.
· Karşımdaki insan bugünkü davranışlarını hiç değiştirmese, bu ilişkiyi yine de seçer miydim?
· Onun gerçekten gösterdiği sevgiyle mi mutluyum, yoksa bir gün göstereceğini umduğum sevgiyle mi?
· Bu ilişkide ihtiyaçlarım karşılanıyor mu, yoksa sürekli erteleniyor mu?
· Onun gelişimine gösterdiğim özeni kendi gelişimime de gösteriyor muyum?
· Bu ilişkide sevilen bir kadın gibi mi hissediyorum, yoksa sevgiyi kazanmak için çalışan biri gibi mi?
Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Çünkü bazen gerçeği görmek, bir insandan vazgeçmekten önce, onunla kurduğumuz hayalden vazgeçmeyi gerektirir.
Ve insan yalnızca yaşadığı ilişkiye değil, yaşayamadığı geleceğe de yas tutabilir.
Ama farkındalık tam burada başlar.
Hayal ettiğin ilişkiyle yaşadığın ilişki arasındaki mesafeyi görebildiğinde, artık seçimlerini yalnızca umutlarına göre değil, gerçek ihtiyaçlarına göre yapmaya başlayabilirsin.
Ayza'dan Bir Hatırlatma
Belki de uzun zamandır bir erkeğin içindeki potansiyeli görüyorsun.
Onun daha sevgi dolu, daha ilgili, daha olgun birine dönüşebileceğine inanıyorsun.
Ve belki de bütün bunları yaparken kendi hayatını beklemeye aldığını fark etmiyorsun.
Oysa bir ilişki, bir insanın diğerini tamamlamaya çalıştığı bir proje değildir.
İki insanın, birbirlerinin bugünkü gerçekliğini görerek ve gelişim sorumluluğunu paylaşarak kurduğu bir bağdır.
Birini sevmek, onun değişmesini dilemeye engel değildir.
Ama kendini sevmek, bütün mutluluğunu o değişimin gerçekleşmesine bağlamamayı gerektirir.
Unutma…
Bir erkeğin içindeki ihtimalleri görmek güzel bir şeydir. Ama kendi hayatını o ihtimallerin gerçekleşmesini bekleyerek geçirmek zorunda değilsin.
Çünkü sen, bir gün sevilmeyi hak edecek kadın değilsin. Bugün de sevilmeye, görülmeye, önemsenmeye ve karşılıklı emek verilen bir ilişkinin içinde olmaya değersin.
Ve belki de hayatındaki en büyük dönüşüm, bir gün onun değişmesiyle değil…
Senin artık değişmesini beklediğin bir insanın ihtimallerine değil, kendi değerine göre seçim yapmaya başlamanla gerçekleşecek.